HEP KOKUN SIRILSIKLAM

29 Nisan 2010 Perşembe Gönderen asyaselda 2 yorum
Sesini duydum pencere kenarında
''Yapma, sırılsıklam olursun.'' dedim,
sesinle birlikte kokunu da duymak istediğimde.
Sırılsıklam oldum.
Olsun...
Köye dönüş yolunda,
''Yeşili görmeyen gözler renk zevkinden yoksundur''yazılı ağaç tabela geldi gözümün önüne.
Sırılsıklam olurdum,
Yeşili en güzel tonuna boyamıştın,
gördüm,
sırılsıklam oldum.
Olsun...
İşte,
öyle,
olsunlu tavırlarım hoşuna gitmiş olacak ki şiddetini bir yana bırakıp ince parmaklarınla
yanaklarıma,dudaklarıma küçük küçük dokundun,
mutlu oldum.
En güzel kahverenginden bir papatya,
en güzel yeşilinden bir iğde çiçeği buldum,
koynuma koydum.
Her başımı eğdiğimde üzgünüm sandılar,
Oysa koynumdaki kokuyu içime çektikçe ben,
huzur buldum.
Başım önümde,
sırılsıklam
ama dudaklarımda bir tebessüm,
kesin deli sandılar.
Olsun...
Ben gözüm kapalı,içimde papatyalı iğde kokusu sırılsıklam mutluydum...
Tam Metin
Etiketler: ,

VOLGA DAYI

5 Nisan 2010 Pazartesi Gönderen Gülen Tezer 7 yorum


Volga Dayı.

Veteriner hekimliğinden henüz aldığı diplomasıyla ailesinin yerleştiği, hayvancılığın yaygın olduğu küçük Anadolu ilinde devlet memurluğundan emekli olduktan sonra ziraat ilaçları satışı yapan babasıyla birlikte çalışıyordu. Gençti, çok da tecrübesiz. İsteyerek girdiği veterinerlik fakültesinden iyi dereceyle mezun olmuştu ama işin başa düştüğü anlarda pratik eksikliğini hep hissediyordu. Babasının saygın ve tanınan biri olması, tecrübesizliğinin de etkisiyle kendine olan güvenini iyice azaltıyordu. Başaramazsa, babasını üzmekten, mahcup etmekten korkuyordu. İyi niyetli, temiz biriydi. Geçim kaynakları tarım ve hayvancılık olan küçük ilin insanlarına zirai ilaçları geliş fiyatının da altında veriyordu bazen. Muayene ya da tedaviye gittiği hayvan sahiplerinden çoğu zaman ücret almadan dönüyordu. Kısa zamanda babasının isminin de etkisiyle en az babası kadar sevilen sayılan biri olmayı başarmıştı. Hayvanları seviyor ve hayvan sahipleriyle hayvanlarının sıkıntılarıyla ilgili aralarında geçen diyalogları zaman zaman esprili zaman zaman da 'tek geçim kaynakları bu hayvanlar olan insanların' hayvanlarının aile bireylerinden bile öncelikli olduğunu hissettirdikleri anlara ait çarpıcı konuşmalar yapar 'küçük ilde veteriner hekim olmak büyük ilde aynı işi yapıyor olmakla eş değil' derdi.

Yine tedavi için gittiği bir yerden dönerken bir kaç köylünün yere eğilmiş bir şeyle ilgilendiğini gördü. Cep telefonunun henüz herkes tarafından kullanılmadığı yıllar. Telaşla konuşan köylülere yaklaşınca onlardan birinin kendisine bakarak 'Seni Allah mı gönderdi, biz de seni nasıl bulsak diyorduk' dediğinde köylülerin ilgilendikleri şeyin çok iri bir kangal köpeği olduğunu gördü. Gördüğü anda da dehşete düştü, altı senelik aldığı veteriner hekimlik eğitimi sırasında köpeklerden korkmamayı öğrenememişti; evet bizim veteriner hekim köpeklerden korkuyordu! Köylülerin kendisine olan inancıyla köpek korkusu arasında sıkışıp kalmakla yetinmeyen veteriner hekimimizin elleri de titremeye başladı. Köpekler ısırabilir, korkutabilir; bunlar ihtimal dahilinde ama yaralı hem de iri cüsseli bir Kangal'ın yapabilecekleri hakkında veterinerimizin hiçbir bilgisi yok..
Köpekten korktuğunu söylese ya da bunu ezkaza belli etse küçük il veteriner hekimin köpek korkusu skandalıyla çalkalanacak. Gözünü karartıp başına üşüşmüş insan kalabalığından şaşkın, başına ne geldiğinin belki de farkında olmayan zavallı Kangal ne yapacağına dair sinyal vermeyen bir sessizlikte yatıyor. O ana kadar hayatı boyunca topladığı bütün cesaretlerinin toplamı kadar cesaretini toplayıp köpeğe dokundu tereddütle. Köpek o an onu ısırabilir, üstüne atlayıp onu altına alabilirdi. Aklındaki bütün senaryoları gözden geçirirken aslında köpeğin acınacak derecede acı çektiğini ama cüssesine yaraşır bir vakurla ses çıkarmadan acısını dikbaşlılıkla yaşadığını anladı..Köpeğin sağ ön bacağı diğerinden farklı duruyordu, muhtemelen bir tibial fracture vakasıydı. O an yapılacak tek şey tıbbi atele alana kadar köpeğin bacağını bulabileceği iki dal arasına sarmaktı. Köylülerden atel için bulmalarını rica ettiği iki dal parçası getirildiğinde köpek korkusuyla işini yapma sorumluluğu arasındaydı hala düşünceleri.. Gerçi ellerinin titremesi biraz olsun azalmıştı ama yine de bu titreyen köpek korkulu ellerin köylüler tarafından fark edilmesi sıkıntısını daha da artırıyordu.. Düşündüğünden daha ince olan iki dal işini görür müydü bilmiyordu ama daha kalın dal parçası bulmalarını bekleyerek zaman kaybetmek istemiyordu. Bir an önce köylülerin konuşmalarından anladığı kadarıyla bir traktör tekerinin üzerinden geçtiği bu kırık ayaklı köpeği babasıyla birlikte kullandığı mütevazı muayeneshanesine götürmek istiyordu. Dalları almış sıkı sıkı bağlaması gerekirken hem etkisini yitirmiş de olsa köpek korkusu, hem köpeğin canı yanmasın diye geçici hafiflikte sardığı anda duyduğu bir sesle irkildi. 'O öyle sarılmaz' diyen sesin sahibi üstü başı kir pas içinde, saçı başı birbirine karışmış pejmurde bir adamdı. Zaten gergin olan genç veteriner hekim cevap olarak ağzından nasıl çıktığına inanamadığı 'Sen ne bilirsin ki?' soru cümlesini köylülerin şaşkın bakışları arasında oldukça sert bir ses tonuyla söylemişti. Duyduklarından sonra pejmürde görünüşlü adam başını iki yana sallayarak kalabalığa daha fazla yanaşmadan uzaklaşıp gitti. O hiç böyle şeyler söylemezdi aslında, babası onu büyüklerine ve her düşünceye karşı saygılı bir birey olarak yetiştirmişti ama o an kadar gergindi ki..
Köpek köylülerin de yardımıyla muayenehaneye götürüldü. Kendisine yardım edildiğinin farkında olan o koca kangal, uysal davranarak ayağını atele alan veteriner hekime bir anlamda teşekkür etti. Köylülerin minnet duygularını teşekkürlerle birlikte tekrar tekrar sunmaları utandırdığı kadar mutlu da etti hekimimizi. Köpeklerini alarak giden köylülere bir hafta sonra kontrole geleceğini söyledi. Korktuğu halde bir köpeğin acısını dindirdiği için mutluydu..
Aradan bir hafta geçti. Az da olsa korkarak gittiği köylü evinin bahçesindeki köpek onu tanımış gibi kuyruğunu sallayarak karşıladı. Veteriner hekim köpeğin ayağını kontrol ederken köpeğin kendisine itaat etmesi onu iyice rahatlatmıştı. İşi bittiğinde sahiplerine köpeğin ayağının iyi olduğunu söyledi. Köylülerin öğlen yemeği ısrarlarını kırmanın ayıp olacağını düşündüğünden bulgur pilavı ve ayrandan ibaret öğlen yemeğini yerken bir yandan da ev sahipleriyle sohbet ediyordu. Orta yaşlı sözü dinlenir ev sahibi sözü sohbet havasının dışında bir yere taşımak istiyordu ve sanki bunun için de hekimin yemeğinin bitmesini bekliyordu. Sonunda sıra çaylara geldi.
Çaylarını içerken ev sahibi 'Oğul hani o gün köpeğin ayağını sararken biri 'O öyle sarılmaz' demişti ya; ev sahibi hekimin adama olan yanıtını hatırlatarak onu utandırmak istemiyordu belli ki. İşte o adam kim bilir misin sen? Veteriner hekim o anı sanki tekrar yaşadığını hissetti çünkü normal koşullar altında insanlara asla böyle davranan biri değildi. 'Hayır bilmiyorum' dedi az çıkan bir ses tonuyla.
'O adamın adı Volga dayıdır. Bir kalp cerrahıyken karısı ve tek evladının ölümüne neden olan bir trafik kazası yapmış ve her şeyi ardında bırakarak buraya gelmiş. Zaman zaman kaybolur, altı ay kimsecikler görmez onu, nerede ne yapar hiçbirimiz bilmeyiz. Herkesin artık yaşamadığını düşündüğü anda o birden yeniden çıkar ortaya' Yerin dibine geçilen bir an varsa gerçekten, işte o an tam zamanıydı. O kadar utandı o kadar utandı ki, hayatında kimsenin kalbini kırmayan biriyken tam da adamını bulmuştu. Çok üzgündü ve mahçup. Davranışının nedenini nasıl açıklayabileceğini bilmediğinden sessiz kalmayı tercih etti. Çaylar içilmişti. Artık dönmesi gerekiyordu.

Yürürken aklından bir çok düşünce geçti. Bir hayat hikayesi; yalnızca filmlerde olur sandığı türden bir hayat hikayesi. Trajik, dokunaklı, her şeyini kaybetmiş bir hayat.
Adı Volga olan kalp cerrahı böyle bir hayat hikayesine sahip olmayabilirdi, 'o öyle sarılmaz' cümlesini söyleyen kişi bir kalp cerrahı değil; bu işten hiç anlamayan biri olsa bile verdiği cevabın altında zaten ezilirdi ezilmesine de böyle bir ders almak için hiç tanımadığı Volga dayının kalbini kırması da gerekmiyordu.. Çok üzgündü, düşündükçe kızardı yüzü. Kızardıkça kızardı..
Ve dedi ki; HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR ya da EN AZINDAN GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYABİLİR RİSKİNE SAHİPTİR.

Bu çok sevdiğim veteriner hekim, bir çok yerde takma isim olarak kullandığım 'gülen bayan'ın isim babasıdır..


Tam Metin
Etiketler: