Özledim
21 Aralık 2009 Pazartesi

Gitmek mi? kalmak mı ?
Bu kararı vermek mi ?
Bu karara boyun eğmek, kabullenmek mi ?
Sırtını döndüğünde bir daha asla dokunamayacaklarına,
Kokusunu içine çekemeyeceklerine,
Sesini duyamayacaklarına
İçinden ''Kal de, Ne olur kal de, Kalacağım '' demek mi ?
''Kal desem de kalmaz ki'' diyecek kadar ümitsiz-umutsuz olmak mı ?
Hangisi oldunuz hayatınızda giden mi-kalan mı ?
Bu sorunun cevabını her aradığımda cam kenarına başını yaslayan,
Sarı far ışıklarının önce yolu sonra yüzünü anlık aydınlatmasına izin veren,
Bu sırada cama yansıyan bakışlarıyla gözgöze gelmekten korkan,
Geride bıraktığı sesi duymamak için kulaklarındaki ezgiyi en yüksek sesiyle dinleyen,
Ellerini asla bir araya getiremeyen, getirse de nereye koyacağını bilemeyen,
Ve en sonunda gözündeki yaşları kulağındaki ezgiyle birleştiren olurdum.
Uzun mesafeli yollar alırdım bir daha asla geri dönülemeyecekli...
Giden değildim. Kalanda yoktu ardımda bugün ama ben yine de uzuuun uzuuuun yollar almak istedim.
Parmaklarım dizlerimde, eşlik ederken dilimdeki..
''Eksik bir şey mi var hayatımdaezgisine..
Gözlerim neden sık sık dalıyor
Eksik bir şey mi var hayatımda
Gökyüzü bazen ciğerime doluyor
Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam
Atsan atılmaz, satsan satamam
Eksik bir şey mi var, anlayamam
Bak çayım sigaram, her şeyim tamam
Kalksam duraktan dolmuş gibi
Arka koltukta unutulmuş gibi
Terliklerimle, gelsem sana
Sonunda aşkı bulmuş gibi''
Öylece camdan yansıyan yüzümü izledim.
Ve özledim uzun yolculuklarımı, gidenli kalanlı olmayan yolculuklarımı
El sallamadığım, el sallanılmayan yolculuklarımı.
Kitabımı fazla okuyamadan(miğdem bulanır hep:) koltuk filelerine sıkıştırdığım,
Bilmem kaç defa otobüste izlediğim Taşıyıcı film replikleriyle uykuya daldığım,
Burnuma gelen kahve kokularıyla uyandığım,
İnince ise ilk işimin yatağıma uzanıp uyumak olduğunu düşündüğüm,
Ama bunu hiç yapmadığım
Tutulan boynum ,ağrıyan sırtıma rağmen ,
Koltukta saat sekiz uyanışlarımı ,toparlanışlarımı,
Eksi 40 lara inişlerimi,
''Hoşgeldin hocahanım''sözleriyle minübüsçünün elimden valizlerimi alışını,
Minübüsün dolmasını,
Mavi tahta kapılı köy kahvesinde bir bardak kaşıksız,
Kıtlama şekerli çay ve sigarayla beklemeyi,
Özledim bugün.. Hem de çok özledim...
Eskilerde, puslu havalar ardında bir yerlerde okumuştum gelenlerin gidenlerle olan metaforunu. Bir de Neruda nın bir şiiri vardı, aradım ama bulamadım. Yine aynı şeyler çakıştı. Bütün gün The Reader (okuyucu) filmini izledim. En az beş kez. İlginç ki, o da gitmek ve kalmaktı. Anlamaya çalıştım iyice. Ben hep GİDEN oldum. GÖNDERİLEN, KAPI ÖNÜNE KOYULAN, İSTENMEYEN. İstenmediği için GİDEN. GİDERKEN de son bir söze, ufak bir dokunuşa dikkat kesilen, kulak kabartan. Benim sonucum bir çeşit ironi yada anlam metaforu. Benim yaşanmışlığımda;
GİDEN hep Kalan,
KALANsa hep giden,
Yola koyulan romantik
Kıpırtısız kalansa gerçekçi
Nasıl bir dilemma dır ki;
Romantik hep özlenir hayaldir
Gelince, tutulmaz avuçlarda hep yolcu edilir.
Özlemediğin gerçeklikse, hep romantizme kurban edilir.
Eksiktir, eksiktir...
ne denirki bu yoruma defalarca okudum sadece defalarca okudum:)
foto için teşekkürler :)kendi bloğumda da bu yazı için kullanabilirmiyim:)
Tabii Selda Kız ! Kullanabilirsin.
Nezaketin için Çok Teşekkür Ederim.
Sevgiyle..
Arkanda birini bıraktığında giderken senin arkan değildir artık sırtını döndüğün yer. Sana ait değildir.
gitmeler...bilinmeyene doğru!
ait olmam duygusu belki,
belki farklı bir arayış!
kaçış!
kendinden ve her şeyden kaçış!
ardından varsa beklenileceğine dair hasretlik çekmek
özlemek belki yeniden!
bazen , anlamsızlıklar içinde
yeniden anlamlaştırmay çalışmak yaşanılanları
hayata dair gel-git sancıları...
Yoculuklara dair yazılanlar bendne böylesi duygular uyandırdı nacizane...
Hayat hepizim için aslında ince uzun bir yol değil mi ki! geldik ve gidiyoruz işte!
Dilerim;
Hepimizin yolları bir gün aydınlığın içinde birleşir...
Sevgilerimle...